Poyralı – Dupnisa – Liman – İğneada (Kırklareli) Fotoğraf Uygulama Gezisi – 30 Kasım Cumartesi

İğneada öncesinde, Poyralı Köyüne uğruyoruz. Kırklareli ili, Pınarhisar ilçesine bağlı olup Istranca (Yıldız) Dağı eteklerindeki köy, Kuzeyini sıralı tepelere dayamış, güneyini verimli ovalara açmıştır. Çay kahve molası sonrası Demirköy’e Dupnisa Mağarasına gidiyoruz. Daha sonra sınır ilçemiz İğneada ve Liman bölgesinde olacağız.

Grubumuza katılmak, hem gezip hem fotoğraf deneyiminizi geliştirmek isterseniz bize ulaşın!

Program:

30 Kasım 2019 Cumartesi

  • 06:30 Kartal E5 Hareket (Bostancı, Kozyatağı, duraklarında duracaktır.)
  • 07:00 Kadıköy Belediye önü
  • 07:30 Mecidiyeköy Murat Pastanesi önü
  • 07:45 Bakırköy Ömür AVM önü
  • 08:30 Kahvaltı (Otoban – Tekirdağ yakınlarında)
  • Poryalı köyü kısa ziyaret çay kahve molası
  • Demirköy – Dupnisa Mağarası
  • Yemek (Liman)
  • İğneada – Longoz Ormanı
  • 18:00 İstanbul’a dönüş

Fotoğraf Danışmanı: Yüksel ALTUN

Dahil olanlar: Ulaşım, fotoğraf danışmanlığı, Tursab ve seyahat sigortası

Dahil olmayanlar: Kahvaltı, Yemekler ve diğer ekstralar

Katılım bedeli: 175 TL (KDV eklenecektir)

Gezi en az 12 kişi kesinleşir, 19’luk araçta 17 kişi gidiyoruz.

Gezimiz TURSAB Vezir Turizm A-1816 tarafından yapılmaktadır.

Kayıt ve rezervasyon başlamıştır..

Görüşmek dileğiyle,

Bilgi ve Rezervasyon:

İletişim: Yüksel Altun
E-Posta: iletisim@fotografine.com.tr
Tel. 0533-344 28 02

iğneada

NOTLAR-UYARILAR:

  • Fotoğraf makinelerinizi ve yardımcı ekipmanlarını, mevsime uygun giysileri, kullanmanız gereken ilaçlarınızı sakın unutmayın!
  • Müze ve ören yerleri giriş ücretleri gezi maliyetine dahil değildir
  • Yol üzerinde alınan yiyecek-içecekler gezi maliyetine dahil değildir.
  • Bu bir fotoğraf gezisidir. Gezi sırasında fotografik koşullar dikkate alınarak değişiklik yapılabilir.
  • Yeterli katılım olmaması durumunda da gezi iptal edilebilir.
  • Katılımcılar yukarıdaki şartları Kabul etmiş sayılır.

İĞNEADA

İstanbul’ a 250 km. lik bir mesafede bulunan İğneada, Türkiye’ nin en büyük longozuna sahip olup, şehir yaşamından doğaya kaçmak isteyenler için inanılmaz olanaklar sunan ender sahil kasabalarındandır. On üç kilometre boyunca uzanan kumsalı ve hemen kenarında bulunan longozu ile büyük kentlerin yorgun insanlarını bekliyor İğneada. Bu güne kadar çok fazla bir şey yapmamış olan bu sahil kasabası, beş yıldızlı bir Spa oteli ile sahip olduğu turizm avantajlarını kullanmak için kolları sıvamış.

İğneada tarih öncesi çağlardan beri iskana tabi tutulmuş önemli yerleşim birimlerinden biridir. Yakın çevresindeki yörelerde de Neolitik dönemden itibaren yerleşim olduğu biliniyor.

Kalkolitik Çağ (M.Ö.5500 3200) : İnsanlar bu çağda bakır aletler yapmaya başlamışlar.Yerleşmeler başlayıp büyümüş, etrafı surlarla çevrilmeye başlanmış.

Tunç Çağı (M.Ö.3200 1500) : Madenciliğe dayalı uygarlık başlamış. Bol oranda altın ve gümüşten yapılmış eserler ortaya çıkmış.

Demir Çağı : Bu çağdada da bölgede yoğun bir yaşam olduğu ele geçen belgelerden anlaşılmaktadır.

Eski Yunanlılar, İğeada’nın da bulunduğu Trakya bölgesine ve bu bölgede yaşayan bütün kavimlere “Thrac” (Trak) ve bu yerlere de “Thrace” demişler, Romalılar da bu bölge için “Thracia” (Trakya) ismini kullanmışlardır.

Coğrafyacı Strabon, “Geographica” adlı eserinde, Apollonia (Sozopol) ile Salmydessos (Midye) arasında kalan bir bölgede Thynoi, Thynos veya Thynlarin yaşadığını ve bölgeye “Thyna” denildiğini belirtmektedir. (Sozopolis İğneada ile sınır olan Bulgaristan’ın Karadeniz kıyısında Burgaz’ın 25 km. güneyinde yer alır.) İlk dönemlerde siyasi bir birlik kuramamış yerli Trak toplumlarından Thyn’ler Midye yani Kıyıköy’den başlayarak İğneada’yı da içine alan ve Apollonia’ya kadar uzayan bölgeye yerleşmişler. Bölge “Thyn’lerin yaşadığı yer” anlamına gelen “Thynias” adını bu Trak kavminden almıştır. Daha sonraki dönemlerde birbirinden bağımsız feodal beylikler veya şehir devletleri bölgede hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir. Kuzeyden gelen İskit akınları, güneyden Eski Yunan kültürel tazyiki, hiçbir zaman eksilmemiştir. Bunların yanında çok daha uzaklardan gelen Pers Kralı Daryus (MÖ. 513) bölgeyi bir süre hükümranlığı altında tutmuştur.

Herodot, Herodot Tarihî adlı eserinin 4.kitabın 93.bölümünde,, Salmydesos’dan(Midye) bahseder ve burada Thrak’ların Skyrmiadai ve Nipseia adlarıyla iki Trakyalı halk olarak yaşadıklarını ve hiç savaşmadan hemen Daryus’a teslim olduklarını söyler. MÖ. IV. yy’da parçalanan Odrys devletinden sonra Makedonya Kralı II. Filip tarafından tüm Trakya istila edilir Daha sonra bölgede Keltler, onun akabinde de Roma egemenliği dikkat çekmektedir. MS. IV. yy’a gelindiğinde, Hunların önünden kaçan Ostrogotlar tüm Trakya’yı istila etmiş, bu istila sırasında İğneada da önemli oranda tahribe maruz kalmıştır. Bu istila sırasında İğneada’nın yanı sıra Trakya’da 70 şehir ve kasabanın tahribe uğradığı bilinmektedir. İğneada, Bizans dönemindeki tarihi boyunca da Balkanlardan inen tehlikelerin devamlı olarak tehdidi altında kalmıştır. Daha sonra bölgede sırasıyla Avar akınları ve Peçenek istilaları görülmektedir. İğneada, Haçlı seferleri zamanında da istilalara maruz kalmış, akabinde, I. Sultan Murat Hüdavendigar zamanında Demirtaş Paşa tarafından 1362 (H.768) tarihinde Bizans’lılardan alınarak Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır.

Cumhuriyet döneminden önce Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan istilasına uğrayan İğneada, Midye -Enez Hattının çizilmesiyle Yunanistan’a kalmışken Edirne’nin de kaybedilmesi sebebiyle yapılan taarruz ve anlaşmalarla bugünkü Trakya sınırı çizilmiş ve İğneada topraklarımızda kalmıştır. Cumhuriyet döneminde 1971 yılına kadar nahiye olarak yönetilen kasaba, bu tarihten sonra belediye olmuştur.

İğneada’nın fethini yöneten komutanın adı İne Bey’dir. Buraya kendi adını verir ve “İneada” adı, zamanla İğneada olur şeklinde bilinen bir isim hikayesi vardır. Bu hikayenin yanı sıra, İğneada burnu, iğne şeklindedir, bu yüzden adı İğneada’dır gibi yargı ve benzetmelerin tamamen yanlış ve uydurma olduğu söylenmektedir.

İğneada, bir ekosistemler zinciri içinde kalmaktadır. Subasar (Longoz) ormanlar ve yaprağını döken orman ekosistemleri, tatlı ve hafif tuzlu su gölleri, kıyı kumulları, tatlı ve hafif tuzlu bataklıklar burada bir arada bulunurlar. Bu ekosisteme Avrupa’da da nadir olarak rastlanmaktadır. Dar bir alanda, birbirinden farklı ve yüksek koruma değerine sahip olması İğneada’nın değerini bir kez daha arttırmaktadır.

İğneada, çoğu endemik olan 671 bitki, 226 kuş, 28 balık ve 65 memeli türe ev sahipliği yapmaktadır. Sonbahar ve ilkbaharda yani iki ayrı mevsimde açan soğanlı bitkilerden alanda en fazla rastlanılanı sıklamen ve iki yapraklı ada soğanıdır. Mavi bataklık süseni, kardelen, orkide çeşitleri, ters lale de burada bolca bulunur. Longozda yani suyun çok olduğu kısımlarda öbekler halinde göl soğanları görülür.

Demirköy Dökümhanesi
İğneada Beldesi’nin bağlı olduğu Demirköy İlçesi sınırları içerisinde kalan Dökümhane, Bizans devrinde “Samakocuk” adıyla biliniyormuş. Burada bulunan demir madeninden dolayı bölge büyük bir demir işletmeciliğine sahipmiş. 1367 Yılında Osmanlı topraklarına dahil edildikten sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından burada büyük bir dökümhane tesis edilmiş. Fatih, bu işle ilgili olarak hocası Molla Gürani’yi görevlendrmiş. Dökümhamenin ilk kuruluş tarihi tam olarak bilinmiyor.

Istıranca (Yıldız ) Dağları
Bulgaristan sınırında, güneydoğu yönünde yaklaşık yetmiş kilometre olarak uzayan bir dağ silsilesidir. En yüksek tepesi olan Mahya Tepe 1030 metre rakımlıdır. Burası aynı zamanda Trakya’nın da en yüksek noktasıdır. Birçok derenin derin vadiler açtığı Istıranca’larda kireçtaşı ve mermer yatakları da bulunuyor. Karadeniz’e güney yamaçlardan akan derelerin hemen hepsi sularını Ergene Nehri’ne boşaltırlar. Buradan Ergene Ovasına doğru uzayan nehir, Çorlu ve Çerkezköy’deki sanayi atıklarının boşaldığı noktalarda kirlenmekte ve son yirmili yıllardan bu yana ovaya bereket yerine felaket getirmektedir. Halbuki, sanayinin olmadığı İğneada ve Demirköy sınırları içerisinde akmakta olan bütün derelerin gözyaşı berraklığında olduğu, yol güzergahı boyunca görülmektedir.

Dupnisa Mağarası

Trakya’nın turizme açılan ilk ve tek mağarası olan Dupnisa; Karadeniz’in serin ikliminin etkisi altında kalan, Türkiye-Bulgaristan sınırını oluşturan, Rezve Deresi’nin Istranca Dağları’nı derin vadilerle yardığı, vahşi görünüme sahip bir bölgede yer alır. Dupnisa Mağarası, yeşilin her tonunu görebileceğiniz yoğun bitki örtüsüyle kaplı bir bölgede, ikinci jeolojik zamanda mermerler içerisinde birbirine bağlı iki kat ve üç mağaradan oluşmuştur. Bu nedenle bilimsel olarak “Mağara Sistemi” olarak bilinir. Toplam uzunluğu 2720 metre olan sistemin üst katını, Kuru ve Kız Mağaraları oluşturur. Gelişimini tamamlamış bu mağaralardan, 50-60 metre aşağıda Sulu Mağarası yer alır. İçinden devamlı akışı olan bir yer altı nehri akan ve deniz düzeyinden 345 metre yukarıda giriş ağzı bulunan bu mağaranın toplam uzunluğu 1977 metredir. Son noktası ise, girişten 61 metre yukarıda yer alır.

Mağara literatüründe en çok bilinen mağaralardan biri olan Dupnisa Mağaraları; yaklaşık dört milyon yıldan beri oluşum ve gelişimini sürdüren büyük bir yer altı sistemidir. İçinde sürekli akan bir yer altı nehri ve bu nehrin oluşturduğu, derinliği yer yer 2 metreyi aşan göller bulunur. Mağarada, zengin damla taş oluşumları yer alır. Süt beyazdan kırmızı ve kahverenginin her tonundaki renklere sahip; dev boyutlara ulaşan sarkıt, dikit, sütunlar; perde, bayrak damla taşları ve damla taş havuzları ile hayranlık uyandıran bir görünüme sahiptir. Bu muhteşem görüntünün yanında, kısa mesafeler dâhilinde değişiklik gösteren mağara havasının, sağlık açısından olumlu olduğu düşünülmektedir. Üst katlar sıcak (ortalama 17 derece) ve kuru (%60-70 mutlak nem) olmasına karşılık, ana mağara daha serin (10-12 derece) ve nemlidir (%80-90). Bu farklılık, üst kat ile ana galeri arasında belirgin bir rüzgârın meydana gelmesine neden olmuştur.

Trakya’nın en uzun ikinci mağarası olan Dupnisa Mağaraları; 2003 yılında turizme açılmıştır. Dupnisa Mağaraları’nın üst katını oluşturan ve içinde dev sarkıt, dikit ve sütunlarla kaplı olan Kuru Mağara’nın 250, Sulu Mağara’nın da 200 metrelik bölümü turizme açılmıştır. 450 metrelik bu kısımda yürüyüş iskelesi ve aydınlatma mevcuttur. İçinde yer altı nehri ve derin göllerin bulunduğu bu bölümler macera ve doğa sporu tutkunları için güzel fırsatlar sunmaktadır.  Dupnisa Mağarası turizme açıldığı Haziran 2003 tarihinden bu yana her yıl on binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

 

Tags: ,

Yorumunuz

Top