400 yıldır süren gelenek: Mahyalar

Dört yüz yıldır süregelen bir gelenek, Ramazan mahyaları… İslam Dünyasında, Türklere, özellikle İstanbul’da yaşayanlara özgü bir sanat olarak gelişen mahyacılık, kaybolmaya yüz tutmuş dört yüz yıllık bir geleneği var. Eski İstanbul ramazanları, halkın müzik ve edebiyatla, ziyafet, eğlence ve gösteri sanatlarıyla kaynaştığı; imparatorluk kültürünün bütün inceliğiyle gözler önüne serildiği görkemli bir atmosferde yaşanıyordu. Bu coşkulu âlemi, kalplerdeki heyecandan gökyüzüne dek genişleten sembol ise mahyalardı.

mahyalar

Fotoğraflar: Yüksel Altun

Mahya kurmak; bir caminin iki minaresi arasına gerilen bir halattan küçük kandiller sarkıtarak gece karanlığına şekiller çizip manidar sözler yazmak… Bu geleneğin gerisindeki düşünce; ramazanın getirdiği sevinç, bolluk ve ferahlık nedeniyle Yaratıcı’ya duyulan şükranı vurgulamak, çocuklara ramazanı sevdirmek ve halkı iyiliğe yöneltmek.

mahyalar

Rivayete göre, 1614 yılında Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hafız Ahmet Kefevi, iki minare arasına ortası yazılı çok sanatkârane bir resim işler ve resmi zamanın padişahı Sultan I. Ahmed’e hediye eder. Padişah, çok hoşuna giden bu hediyeden ilhamla ve dini hükümlere uygun olması şartıyla ramazan gecelerinde minareler arasına resimdeki gibi mahyalar kurulmasını irade buyurur. İlk defa 1617 Ramazan’ında yeni tamamlanan Sultanahmet Camii’nde tatbik edilen bu yenilik, sonraki yıllarda sanatsal bir gelenek hâlini alır.

mahyalar

1723 Ramazan’ında bütün selâtin camilerinde mahya kurulması için irade çıkmış; hatta minare boyu kısa olan Eyüp Camii’ne yeniden iki şerefeli iki minare yapılması ferman buyrulmuştur.

Mahyacılığı ıslah eden ve ona sanatkârane bir eda kazandıran; Süleymaniye’nin minareleri arasına üç halat çekerek kurduğu ve sağa-sola hareket ettirdiği gezici mahyası ile meşhur Süleymaniye baş mahyacısı Abdüllatif Efendi’dir. 1877’de vefat eden Abdüllatif Efendi’nin yerini yanında çalışan oğulları alır ve mahyacılık usta-çırak düzeni içinde babadan oğula geçerek devam eder.

Halide Edip Adıvar çocukluk hatıralarını da anlattığı ‘Mor Salkımlı Ev’de sütbabasının omzunda teravih namazını kılmak için Süleymaniye Camii’ne giderken gördüklerini tasvir eder:

“Minareden minareye havada uzanan ışıktan yazılar, mavi kubbede ne garip ve tabiatüstü bir nur tecellisi idi. Ramazan’ı karşılayan bu nurdan yazılar, beni belki Belşazaar’ın duvarda gördüğü yazılar kadar şaşırttı. Karanlık ve esrarlı dar sokakların içinde sallanarak hareket eden o ışıkları kalabalığın en boylu adamının omzundan seyrediyordum.”

Camilerde mahya kurma hazırlığı ramazandan on beş gün önce başlar. Ramazanın ilk yarısında yazılı; daha sonra kız kulesi, ay-yıldız, çiçek, kayık ve cami resimli mahyalar kurulur. Ramazan başında ‘Merhaba Ya Şehr-i Ramazan’, ‘Oruç Tut Sıhhat Bul’, ‘Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan’, ‘On Bir Ayın Sultanı’ ve ‘Zekât Malı Artırır’ yazılı mahyaların yerini ay sonuna doğru ‘Şefaat Ya Rasulallah’, ‘La İlahe İllallah’ ve ‘Elveda Ya Şehr-i Ramazan’ gibi mahyalar almaya başlar.

mahyalar

Mahya kurulan camiler arasında Fatih, Eyüp, Sultanahmet ve Süleymaniye’nin yanı sıra Üsküdar Valide, Edirne Selimiye, Eskişehir Reşadiye, Bursa Ulu Camii bulunuyor.

mahyalar

Tags: , , , ,

Yorumunuz

Top